Hikmetden meydâna gelen iyi huylar

İKİNCİ BÂB
Burada dört esâs iyi huyun kısmları bildirilecekdir. Bu dört ana huydan türeyen iyi huylar, sayısız denilecek kadar çokdur. Bunla­rın herbirini anlatmağa insan gücü yetişmez. Burada, islâm ahlâk­cılarının üzerinde durdukları, meşhûrlarını bildireceğiz.
Hikmetden, yedi iyi huy meydâna gelmekdedir:
1 - Birincisi (Zekâ)dır. Bir melekedir. Bir alışkanlıkdır. Bunun yardımı ile, insan, bilinen şeylerden, bilinmiyenleri çıkarır. Delîlle­ri bir araya toplıyarak, aranılan şeyleri bulur. Bunu kazanmak için, ma’lûm şeyler yardımı ile mechûl olan şeyleri bulmağa çalışmak, hesâb [matematik] ve hendese [geometri] problemleri çözmek lâ­zımdır.
İnsanların zekâları muhtelif mikdârdadır. Zekânın en üstün de­recesine (Dehâ) denir. Zekâ (Test) üsûlü ile ölçülür. Yirminci as-rın tanınmış rûhiyyâtcılarından [psikologlarından] Amerikalı Ter­man[1] diyor ki, test üsûlü ile zekâ ölçmesi, ilk olarak Osmânlılarda yapıldı. Osmânlı orduları Avrupada ilerliyor. Viyana elden gidi­yordu. Viyana gidince, bütün Avrupanın müslimânların eline geç­mesi çok kolay olacakdı. Osmânlılar, Avrupaya islâm medeniyeti­ni getiriyor. İlm, fen, ahlâk nûrları, hıristiyanlığın karartdığı, uyuş­durduğu yerlere, zindelik, insanlık, huzûr, se’âdet saçıyordu. Asr­larca, diktatörlerin, kapitalistlerin, papasların zulmleri altında inle­yen, barbarlaşan Avrupa, islâm adâleti ile, islâm ilmleri ile, islâm ahlâkı ile, insan haklarına kavuşuyordu. Avrupa diktatörleri ve ön­celikle hıristiyan kiliseleri, Osmânlı ordularına karşı son gayretle­rini harcıyorlardı. Bir gece, İstanbuldaki, ingiliz sefîri, Londraya târihî mektûbunu yolladı. BULDUM... BULDUM!... Osmânlı or­dularının ilerleme sebebini buldum. Onları durdurmanın yolunu buldum diyor. Şöyle yazıyordu:
(Osmânlılar ele geçirdikleri her yerde din, ırk farkı gözetmek­sizin, seçdikleri çocukların zekâlarını ölçüyor, ileri zekâlıları ayı­rarak, medreselerde okutup, islâm terbiyesi ile yetişdiriyorlar. Bunlar arasından da seçdiklerine, serâydaki ENDERUN denilen yüksek okulda, o zemânın en ileri bilgilerini veriyorlar. İşte, Os­mânlı siyâset adamları, başkumandanları, böyle seçilen, yetişdiri­len keskin zekâlı şahsiyyetlerdir. Sokullular, Köprülüler, böyle yetişmişdir. Osmânlı akınlarını durdurmak, hıristiyanlığı kurtar­mak için biricik çâre, enderun mekteblerini ve medreseleri dağıt­mak, onları içerden yıkmakdır). Bu mektûbdan sonra, İngiltere­de (Müstemlekeler nezâreti) kuruldu. Burada yetişdirilen câsûs­
[1] Terman 1380 [m. 1960] de sağ idi.
lar ve hıristiyan misyonerleri ve masonlar, yalan propaganda ve yaldızlı va’dlerle avladıkları câhilleri Osmânlı devletinin kilid noktalarına yerleşdirmeğe ve bu kuklaların eli ile; medreselerden fen, ahlâk derslerini, hattâ, yüksek din bilgilerini kaldırmağa, müslimânları câhil bırakmağa uğraşdılar. Bu sinsi kampanyaların­da, tanzîmatdan sonra tam başarı sağladılar. İslâm devleti yıkıldı. İslâmiyyetin dünyâya neşr etdiği se’âdet, huzûr nûrları söndü.
2 - Sür’at-i fehmdir. Buna (Sür’at-i intikâl) de denir. İhtiyâc olunca, lâzım olan şeyi hemen anlıyan melekeye denir. Birşey işi­tince, onun aksini, tersini de hemen anlar. Zekâ, düşünmede ve in­celemede, ya’nî fikrde ve nazarda olur. Ya’nî bilinen şeyleri ince­leyip, bunlardan bilinmeyen bir netîce elde eder. Sür’at-i fehm ise, fikrden ve nazardan başka şeylerde olur.
3 - Zihn açıklığıdır. İstediği şeyleri çabuk anlamak, elde etmek­dir.
4 - Dikkat etmekdir. Düşünceler mâni’ olmayıp, istediği şeye teveccüh etmekdir.
5 - Te’akkuldür. Lüzûmlu şeyleri öğrenirken, herşeyin, haddini, sınırını aşmamakdır. Ya’nî lüzûmlu olanı terk etmez, lüzûmsuz olanla da meşgûl olmaz, vakt öldürmez.
6 - Tehaffuz, ya’nî unutmamakdır. Rûhun, akl erdirdiği, anladı­ğı bilgileri unutmamasıdır.
7 - Tezekkürdür. Hâfızadaki bilgileri, her istenilen zemânda hâ­tırlamakdır.