İlm-i ahlâk ve islâmiyyetde ahlâk terbiyesi

İLM-İ AHLÂK VE İSLÂMİYYETDE AHLÂK TERBİYESİ
Kalb ile rûhun hâllerini ve işlerini bildiren ilme (Ahlâk ilmi) de­nir. İnsan yalnız başına iken, bu hâller ve işler dokuz bâb olarak bil­dirilmişdir. [Biz, kitâbımıza, bunlardan yalnız altı bâbı aldık.]
BİRİNCİ BÂB
Burada huyların nev’leri, iyi ve fenâ şeyler bildirilecekdir. Huy, kalb ile rûhun melekesi, ya’nî alışkanlığı demekdir. Bu alışkanlık ile, düşünmeğe lüzûm kalmadan iş yaparlar. Yerleşmiş olan huya (Meleke) denir. Geçici olan huya (Hâl) denir. Meselâ gülmek, utanmak, birer hâldir. Cömerdlik, cesâret, birer melekedir. Ahlâk, ya’nî huy deyince, meleke anlaşılır. Ba’zan hayr işlemek huy değil­dir. Her zemân hayr işlerse, cömerd huylu denir. Her zemân, fekat kendini zorlıyarak yaparsa, yine cömerd huylu olmaz. Kolaylıkla, seve seve yaparsa, huy denir.
Huy, iyi veyâ kötü iş yapmağa sebeb olur. Yâhud da, iyi ve kö­tü olmıyan şeye sebeb olur. Birincisine (Fazîlet) veyâ iyi ahlâk de­nir. Cömerdlik, şecâ’at ya’nî yiğitlik, yumuşaklık böyledir. İkincisi­ne (Rezâlet) veyâ kötü ahlâk denir. Hasîslik ve erkekler için kor­kaklık böyledir. Üçüncüsüne fazîlet de, rezâlet de denmez. (San’at) deniliyor. Terzilik, çiftçilik böyledir. Bu kitâbda birincisi ve ikincisi zikr edilecekdir.
Kalbin ve rûhun iki kuvveti olduğunu mukaddemenin son sahî­fesinde bildirmişdik. Birincisi, (Kuvve-i âlime) ve (Müdrike) deni­len (anlama kuvveti) idi. Bu kuvvete, (Nutk) ve (Akl) demişdik. Bu kuvvet ile, aklın erdiği şeyleri anlarlar. İkincisi, hareket etdiren (Kuvve-i âmile), (yapıcı kuvveti) idi. Her iki kuvvet de ikiye ayrı­lır. Aklın birinci kısmına (Hikmet-i nazarî), ikinci kısmına (Hik­met-i amelî) denir. Yapıcı kuvvetin birinci kısmına (Şehvet) denir ki, zevkli, tatlı şeylere kavuşmak istiyen kuvvetdir. İkinci kısmına (Gadab) denir ki, beğenmediği şeylerden uzaklaşdırmak istiyen kuvvetdir. Bu dört kuvvetden muhtelif işler meydâna gelir. Bu iş­ler akla uygun, güzel, noksan olmakdan ve aşırı olmakdan kurtul­muş olursa, bunları yapan huy fazîlet olur. Noksan veyâ aşırı olan işleri yapan huy, rezâlet olur. Aklın nazarî kuvveti iyi olursa, o hu­ya (Hikmet) denir. İkinci kuvveti olan (Hikmet-i amelî) kuvveti iyi olursa, o huya (Adâlet) denir. Kalbin ve rûhun, yapıcı kuvvetleri­nin şehvânî kuvveti iyi olursa, o huya (İffet) denir. Gadabî kısmı iyi olursa, o huya (Şecâ’at) denir. İyiliklerin başı, bu dört huydur. Adâletin azı çoğu olmaz. Diğer üçünün aşırı ve noksan olmaları, rezâlet olur. Hikmetin aşırısı (Cerbeze) ya’nî, ukalâlıkdır. Noksan olması ise; (Belâdet), ya’nî kalın kafalılıkdır. Adâletin aşırısı ve noksanı olmaz. Yalnız zıddı, tersi olur ki, bu da (Zulm)dür. İffetin aşırısı (Fücûr) ya’nî (Sefâhet)dir. Noksan olması ise (Humûd) ya’nî durgunlukdur. Şecâ’atin aşırısı (Tehevvür) ya’nî saldırmak­dır. Noksanı, korkaklıkdır. Ahlâkın bu nev’leri, İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin (İhyâ) kitâbında böyle ta’rîf edilmişdir. Abdülganî Nablüsînin[1] (Hadîkat-ün-Nediyye) kitâbında da yazılıdır. Bu ki­tâb, arabî olup, İstanbulda, (Hakîkat Kitâbevi) tarafından, ofset yolu ile basdırılmışdır. Ba’zılarına göre hikmet, iffet ve şecâ’at bir araya gelince (adâlet) olur.
Cerbeze huylu kimse, rûhun kuvveti olan aklını, hiyle, dediko­du, maskaralık yapmak için kullanır. Belâdet huylu kimse, hakî­katları anlıyamaz. İyi, kötü şeyleri birbirinden ayıramaz. Tehevvür huylu kimse, kendini tehlükelere atar. Kuvvetli düşmanla döğüş­meğe kalkar. Korkak olan adam, sabr edemez. Dayanamaz. Hak-kını arayamaz. Fücûr huylu olan kimse, yimekde, içmekde ve ev­lenmekde mekrûhlara ve harâmlara sapar. Çirkin, kötü işlerden zevk alır. Humûd huylu olan kimse de, halâl olan zevkleri, meşrû’ olan arzûları terk eder. Yâ kendi helâk olur, yâhud nesli kesilir.
İnsanlarda bulunan bütün güzel ahlâk, yukarıda bildirilen dört iyi ana huydan doğar. Herkes bu dört huy ile öğünür. Hattâ, soyu ile, yakınları ile iftihâr eden kimseler, onlarda bu huylar bulundu­ğu için öğünürler.
[1] Abdülganî Nablüsî, 1143 [m. 1731]de Şâmda vefât etdi.