Kur’ân-ı kerîm okurken edebler

44 - Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Her kim beş vakt farz nemâzda Kur’ân-ı kerîm okursa, Hak teâlâ her harfine yüz sevâb verir. Her kim nemâzdan başka vaktlerde Kur’ân okursa, her harfine on sevâb verir. Her kim, [tegannîsiz ve hurmetle okunan] Kur’ânı ayakda veyâ oturarak hurmet ile dinler­se, her harfine bir sevâb verir. Her kim Kur’ân-ı kerîmi hatm eyle­se, o kulun düâsı Allah indinde kabûl edilir.)
45 -Tenbîh: İmâm-ı Gazâlî “rahime-hullahü teâlâ” 450 [m. 1058] senesinde Tus şehrinde tevellüd ve 505 [m. 1111] de orada vefât etmişdir. Bu yüce âlim yüzlerce kitâbının sonuncusu olan fâ­risî dilde yazdığı (Kimyâ-i se’âdet) kitâbında buyuruyor ki: Kur’ân-ı kerîm okumasını öğrenen kimseler, Kur’âna hurmet et­mesini de öğrenmelidir. Evvelâ günâhlardan ve çirkin söz ve hare­ketlerden kaçınmalı, her hâlinde edebli olmalıdır. Böyle olmazsa, Kur’ân-ı kerîm ondan da’vâcı olur. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyuruyor ki: (Münâfıkların çoğu hâfızlardan olacakdır.) Ebû Süleymân-ı Dârânî “rahime-hullahü teâlâ” 205 [m. 820 Şâmda] buyuruyor ki: Cehennem zebânîleri özü ve sözü bozuk olan hâfızlara, puta tapan kâfirlerden dahâ evvel azâb edecekler­dir. Hasen-i Basrî “rahime-hullahü teâlâ” 110 [m. 727 Basrada], buyuruyor ki, (Bizlerden evvel gelenler, Kur’ân-ı kerîmi Allahü te­âlânın emrlerini bildiren bir kitâb olarak okuyup, geceleri emrleri­ni düşünürler, gündüzleri bunları yapmağa uğraşırlardı. Sizler ise, yalnız ezberlemek ve nağme ile, mûsikî perdelerine uydurarak okumağa uğraşıp, emrlerini aklınıza bile getirmiyorsunuz. Hâlbu­ki maksad, emrlerini yerine getirmekdir.)
Kur’ân-ı kerîme uygun hareket etmeyen hâfızlar, efendisinden mektûb alan bir hizmetçiye benzer ki, mektûbu alıp mûsikî ile, ya­nık sesle okur, fekat mektûbdaki emrleri yapmaz.
Kur’ân-ı kerîm okurken on edeb lâzımdır:
1- Abdestli ve kıbleye karşı [başını örterek] hurmetle okumalı.
2- Ağır ağır ve ma’nâsını düşünerek okumalı. Ma’nâsını bilme­yen de ağır okumalıdır.
3- Ağlıyarak okumalıdır.
4- Her âyetin hakkını vermeli, ya’nî azâb âyetini okurken, kor­karak, rahmet âyetlerini heveslenerek, tenzîh âyetlerini tesbîh ederek okumalı. Kur’ân-ı kerîm okumağa başlarken E’ûzü ve Bes­mele çekmelidir.
5- Kendisinde riyâ, ya’nî gösteriş uyanırsa veyâ nemâz kılana mâni’ oluyorsa, yavaş sesle okumalıdır. Hâfızların mushafa baka­rak okumaları, ezber okumakdan dahâ çok sevâbdır. Çünki, gözler de ibâdet etmiş olur.
6- Kur’ân-ı kerîmi güzel sesle ve tecvîd üzere okumalıdır. Harf­leri, kelimeleri bozarak tegannî etmek harâmdır. Harfler bozul­mazsa, mekrûh olur. [Halebîde diyor ki, tegannî ile okuyan bir imâm arkasında kılınan nemâzın iâdesi lâzımdır.]
7- Kur’ân-ı kerîm Allahü teâlânın kelâmıdır, sıfatıdır, kadîmdir. Ağızdan çıkan harfler, ateş demeğe benzer. Ateş demek kolaydır. Fekat ateşe kimse dayanamaz. Bu harflerin ma’nâları da böyledir. Bu harfler, başka harflere benzemez. Bu harflerin ma’nâları meydâna çıksa, yedi kat yer ve yedi kat gök dayanamaz. Allahü
teâlâ kendi sözünün büyüklüğünü, güzelliğini bu harflerin içine saklayarak insanlara göndermişdir. Nitekim hayvânlara söylemek­le iş yapdırılamaz. Hayvân seslerine benziyen ba’zı sesler çıkararak idâre edilirler. Meselâ öküz alışdığı bir sesle tarlayı sürer. Fekat yapdığı işin sebebini ve fâidesini bilmez. İşte insanların çoğu da, böyle, Kur’ân-ı kerîmden yalnız ses duyarlar ve Kur’ân, harf ve ses­den başka bir şey değildir zan ederler. Bunlar, ateş, birkaç harfden başka bir şey değildir, zan eden kimseye benzer. Bu zevallı bilmez ki, kâğıd ateşe dayanamayıp yanar. Ateş harfleri ise, kâğıd üzerin­de durur ve kâğıda bir şey yapmaz. Nasıl her insanın bir rûhu var­dır ve rûhu, insanın şekline benzemez ise, bu harfler de, insan gibi şekldir. Harflerin ma’nâları ise, insanın rûhu gibidir. İnsanın şerefi, kıymeti, rûh ile olduğu gibi, harflerin şerefi de ma’nâları iledir.
8- Kur’ân-ı kerîmi okumadan evvel, bunu söyleyen Allahü te­âlânın büyüklüğünü düşünmelidir. Kimin sözü söyleniyor, ne teh­lükeli iş yapılıyor düşünmelidir. Kur’ân-ı kerîme dokunmak için, temiz el lâzım olduğu gibi, onu okumak için de, temiz kalb lâzım­dır. Bunun içindir ki, İkrime “radıyallahü anh”, mushafı açınca kendinden geçerdi. Allahü teâlânın büyüklüğünü bilmeyen, Kur’ân-ı kerîmin büyüklüğünü anlayamaz. Allahü teâlânın büyük­lüğünü anlamak için de, Onun sıfatlarını ve yaratdıklarını düşün­mek lâzımdır. Bütün mahlûkatın sâhibi, hâkimi olan bir zâtın kelâ­mı olduğunu düşünerek okumalıdır.
9- Okurken başka şeyler düşünmemelidir. Bir kimse, bir bağçe­yi dolaşırken, gördüklerini düşünmezse, o bağçeyi dolaşmış olmaz. Kur’ân-ı kerîm de, mü’minlerin kalblerinin dolaşacağı yerdir. Onu okuyan, ondaki acâ’iblikleri ve hikmetleri düşünmelidir.
10- Her kelimeyi okurken ma’nâsını düşünmeli ve anlayıncaya kadar tekrâr etmelidir. Lezzet bulunca da, tekrâr etmelidir. Pey­gamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir gece sabâha kadar “İn-tüazzibhüm” âyetinin temâmını tekrâr buyurmuşdur. Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını anlamak çok güçdür. Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsı­nı üç kimse anlayamaz:
1- Arabî ilmleri iyi bilmeyen ve zâhirî tefsîri okumayan.
2- Büyük bir günâhı yapmağa devâm edenler veyâ Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” îmân ve i’tikâdlarına uyma­yıp kalbi kararmış olanlar.
3- Ehl-i sünnet i’tikâdını zâhir ve görünüş ma’nâsına göre kabûl edip, bundan başka kalbe gelen şeyden nefret eden kimse, bu zâ­hir ma’nâdan ileri geçemez.
[Kur’ân-ı kerîmdeki âyetler, altıbinikiyüz ile altıbinüçyüz arasındadır. Halk arasında, altıbinaltıyüzaltmışaltı diye meşhûr­dur. Uzun âyetleri, birkaç kısa âyete ayıranlar, âyet sayısının çok olduğunu bildirdiler.]
(Kimyâ-i se’âdet) kitâbından terceme temâm oldu.
46 - [Radyo ile, ho-parlör ile Kur’ân-ı kerîm okumak, ezân okumak câiz değildir. Böyle okunan ezânı ve Kur’ân-ı kerîmi işi­tenler, bunlara benziyen başka sesi işitmiş olurlar. Cemâ’at ile ne­mâz kılarken, imâm efendiyi veyâ imâmı görerek, yâhud sesini işi­terek kılanı görmiyenlerin veyâ imâmın yâhud müezzinin sesini işitmiyenlerin, yalnız radyonun, ho-parlörün sesine uyarak kıldık­ları nemâz sahîh olmaz. Çünki bunlardan işitilen ses, imâmın, mü­ezzinin kendi sesleri değildir. Elektrik, mıknâtıs hareketi ile ihti­zâz eden ya’nî titreyen ma’den levhasının hâsıl etdiği sesdir. İmâm efendinin sesine çok benziyor ve onun irâdesi ile, sesi ile hâsıl olu­yor ise de, onun sesi değildir. İbni Âbidîn “rahmetullahi aleyh”, nikâh bahsinde, muharrem olan, ya’nî evlenmesi harâm olan ka­dınları anlatırken buyuruyor ki, (Cam arkasında veyâ su içinde bulunan birşeyi görmek, onu görmek olur. Birşeyin sudaki, ayna­daki hayâlini görmek, onu görmek olmaz. Misâlini, benzerini gör­mek olur. Bir kimsenin yüzüne bakmamak için yemîn eden, o kimsenin aynadaki yâhud sudaki hayâline bakarsa, yemîni bozul­maz. Gözlükle birşeye bakan kimsenin gözüne, o şeyden çıkıp, camdan geçerek gelen şu’â, görmeğe sebeb olmakdadır. Aynada­ki, sudaki hayâlden gelen şu’â’ın sebeb olduğu şeyi görmek, o şe­yin kendini görmek değil, benzerini görmekdir.) Bu ifâde, açıkca gösteriyor ki, radyodan, ho-parlörden çıkan ses, imâm efendinin sesi değildir. Bu sesin benzeridir. Bunu işitenler, imâm efendinin sesini değil, bu sese benziyen başka bir sesi işitmekdedirler. İmâ­mın, müezzinin seslerine uymayıp, başka sese tâbi’ olanın ve imâmdan başkasının okuduğu Fâtihaya (âmîn) diyenin nemâzı sa­hîh olmaz.]
47 - Eğer imâmlık yapmak istersen, evvelâ [Ehl-i sünnet âlim­lerinin “rahime-hümullahü teâlâ” bildirdiklerine göre, i’tikâdını düzelt!] Nemâzın farzı, vâcibi, sünneti ve âdâbını güzelce öğren! Bunları bildikden sonra imâmlık eyle ve Kur’ân-ı kerîmi güzel oku. İmâmlık edenin âkıl ve bâliğ olması şartdır. Eğer hâne sâhi­bi, müsâfire imâmlık eyle derse, o vakt eder. Nemâzı hiçbir şey­den dolayı te’hir etmemelisin. Karnın aç olup yemek de hâzır ol­duğu zemân yemeğini yidikden sonra nemâzını kıl. Fekat nemâz vakti geçiyorsa, evvelâ nemâzını kıl, ondan sonra yemeğini yi! Nemâz kılacağın zemân, Allahü teâlânın huzûruna çıkabilecek bir şeklde temiz elbiseni giy ve kollarını geçirmiş olarak giy.
Giydiğin ceket, palto ve pardesünün iliklerini düğmele. Kollarını, bacaklarını ve başını ört. İhrâm içinde nemâz kılarken, baş örtül­mez. Nemâzını, üzerinde yazı, her cins resm bulunmıyan, temiz bir bez veyâ tek renkde seccâde üzerinde kılarsan sevâbı dahâ fazla olur. Nemâz için kullanılacak seccâdelerin en fazîletlisi, yerden bi­ten bir mahsûlden i’mâl edilmiş olanıdır. Ot üzerinde kılmak da se­vâbdır.
(Halebî)de diyor ki, başı açık nemâz kılmak mekrûhdur. Ne­mâzda başlığı düşerse, az hareketle, hemen başa koymalıdır. Kol­ları dirseklere kadar veyâ dahâ az sıvalı olarak nemâza durmak mekrûhdur. Nemâzda sıvarsa, nemâzı bozulur. [Kısa kollu göm­lekle nemâza durmak mekrûh olmakdadır.] (Dürr-ül-muhtâr)da, nemâzın mekrûhları sonunda diyor ki, (Nemâzı, ayakları temiz mest ve ayakkabı ile örtülü olarak kılmak, çıplak ayakla kılmak­dan katkat efdaldir. Hadîs-i şerîfde örtülü ayakla kılmak emr edil­di.) [Ayakkabı, mest kirli iseler, ayakları temiz çorap ile örtmek sünnet olur. Nemâzın vâcibini, sünnetini terk etmek mekrûh olur. Mekrûh olan nemâz sahîh ise de, sevâbı olmaz. Câmi’de ayakkabı ve benzerlerini arkada bırakmanın mekrûh olduğu, (Berîka)da ve İbni Âbidînde, nemâzın mekrûhlarının ve Hacda şeytân taşlama­nın sonlarında yazılıdır.]
48 - Müsâadesiz imâmlık etme! Şâyed teklîf ederlerse eyle. Nemâzdan sonra düâ okunur. İmâm ve cemâ’atin düâda birbir­lerine düâ etmeleri lâzımdır. Düâda anaya, babaya da düâ etme­ği unutmamak lâzımdır. Cemâ’at ile nemâz kılarken imâm önde durur. Sen mümkin olduğu kadar imâmın arkasında durmağa gayret eyle. Şâyed imâmın arkasında boş yer yoksa sağında, yok­sa solunda durursun. Birinci safda yer varken ikinci safda durul­maz. Mekrûhdur. İlerki saflarda yer olup arka taraflar dolu ise, insanların üstüne basa basa ön tarafa geçmeğe kalkışma. İnsan­ları râhatsız etme! Safda düzgün bir şeklde durmak lâzımdır. Safların düzgün olması, nemâzın ikâmesindendir. Safdan ayrılıp ileri geri ve yanındakinden ayrı durma. Zîrâ mü’minlerin birbir­lerine muhabbeti saflarda düzgün ve sık olarak durmakla kâim­dir.
49 - İmâmdan evvel rükû’ ve sücûda gitme. İmâmdan evvel hiç­bir rükne gitmeğe kalkışmamak lâzımdır. İmâm oturarak kılarsa sen ayakda kıl!
50 - Nemâzlarını özrsüz terk etme ki, münâfıklardan olmaya­sın. Resûl-i ekrem “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Eğer kadınlarla, memede olan çocuklar olmasa, yerime bir imâm koyup, şehri gezer, nemâza gelmiyenlerin evlerinin yakıl­masını te’mîn ederdim.) Yine Resûlullah buyurdu ki: (Nemâzları­nızı ihlâs üzerine kılınız! Çünki yanınızda bulunan melekler, sizin amel, nemâz ve tâatinizi alıp göklere giderler, göklere giderken, muhtelif melekler, bu ibâdetleri görürler:
1.       ci kat gökdeki melekler, yalancıların ibâdetini geçirmezler.
2.        ci katdaki melekler, nemâz kılarken dünyâ işi ile kalbi meş­gûl olan kimsenin nemâzını geçirmezler.
3.        cü katdaki melekler, nemâzını beğenenlerin nemâzını geçir­mezler.
4.        cü katdaki melekler, kibredenlerin, ya’nî kendini beğenenle­rin nemâzını geçirmezler.
5.        ci katdaki melekler, hasûdlük edenlerin nemâzını geçirmez­ler.
6.        cı katdaki melekler, kalbinde şefkat ve merhameti olmıyanın nemâzını geçirmezler.
7.        ci katdaki melekler ise, hırs ve tama’ı olanların nemâzını ge­çirmeyip geri döndürürler.) Bu hâli Habîb-i kibriyâ beyân buyur­dukları zemân, bütün Eshâb-ı güzîn “radıyallahü teâlâ anhüm ec­ma’în” ağladılar.
 
Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” büyük eshâbdan Mu’âz hazretlerine buyurdular ki: (Yâ Mu’âz! Aybları gizle, kim­senin aybını yüzüne vurma! Farzlardan başka kıldığın nemâzları ve ibâdetleri kimseye söyleme! Dünyâ işini âhıret işinden büyük gö­rüp, evvel yapma! Hiç kimseye hor bakma! Kimsenin gönlünü kır­ma, herkesle hoş geçin. Eğer bu şeklde hareket etmezseniz elem verici azâba uğrarsınız.)
51 - Gecenin en karanlık zemânında, ya’nî seher vaktinde ibâ­det eyle ki, yarın sıratdan geçerken her tarafın aydınlık olsun. [İbâ­detlerin en kıymetlisi ilmihâl kitâbı okumak, öğrenmek ve öğret­mekdir.] Kudretin yetdiği kadar câmi’lere sâlih imâm ve müezzin gelmesine çalış! [Sâlih, günâh işlemiyen, çalgı dinlemiyen, karısını, kızlarını harâmlardan koruyandır.]
52 - Câmi’e girince, dünyâ kelâmı söyleme! Resûlullah buyur­dular ki: (Câmi’de dünyâ kelâmı söyleyen kimsenin ağzından fenâ bir koku çıkar. Melekler derler ki, yâ Rabbî, bu kulun câmi’de dünyâ kelâmı söylemesinden dolayı, ağzından çıkan koku bizleri râhatsız ediyor. Hak teâlâ hazretleri buyurur ki, “İzzim, celâlim hakkı için, onlara yakında büyük bir belâ veririm.”)
[Önce (Tehıyyetül mescid) denilen iki rek’at kılıp, veyâ başka ibâdet edip, sonra dünyâ kelâmı konuşmak câizdir.]
Câmi’ temizliğine elinden geldiği kadar yardım et! Çok büyük sevâb sâhibi olursun. Resûl aleyhisselâm buyurdu ki: (Bir ümme­tim câmi’ temizlese, benimle berâber dörtyüz gazâ, dörtyüz kerre hac etmiş gibi, benimle dörtyüz rek’at nemâz kılmış gibi, dörtyüz kerre oruc tutmuş gibi ve dörtyüz kul âzâd etmiş gibi, Hak teâlâ hazretleri o kula sevâb ihsân eder.)
53 - Allâme Ahmed Tahtâvî “rahmetullahi aleyh” (Merâk-ıl-fe­lâh) hâşiyesinde diyor ki, (İstiska, yağmur düâsı için sahrâya çık­mak demekdir. Hamd ederek, istigfâr okuyarak düâ edilir. Resû­lullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Eshâb-ı kirâm ve islâm âlim­leri, yağmûr düâsı yapdılar. Çıkılan yerde imâm, evvelâ yalnızca veyâ cemâ’at ile iki rek’at nemâz kılar veyâ kılmayıp yerde asâya dayanıp bir hutbe okur. Sonra kıbleye dönüp, avuçları semâya kar­şı açık olarak omuzları hizâsına kaldırıp ayakda düâ eder. Hâzır olanlar, arkasında oturarak dinleyip âmîn der. Yalnız yağmur dü­âsında kollar omuzdan yukarı kaldırılır. Birşey istemek için yapılan düâlarda, avuçları semâya karşı açmak sünnetdir. Hadîs-i şerîfde, (Kul ellerini kaldırıp düâ edince, Allahü teâlâ onun düâsını kabûl etmemekden hayâ eder) buyuruldu. Hastalık, kahtlık ve düşman­dan kurtulmak için yapılan düâlarda avuç içleri yere çevrilir. Kol­larını kaldıramıyan, sağ elinin şehâdet parmağını uzatarak işâret eder. Yağmur düâsına, fâsıla vermeden, üç gün çıkmak, eski, yama­lı giymek, çıkmadan sadaka vermek, üç gün oruc tutmak, çok tev­be ve istigfâr etmek, kul haklarını ödemek, hayvânları da çıkarıp, yavrularından ayrı bulundurmak, ihtiyârları ve çocukları da çıkar­mak sünnetdir. Elbiseler ters çevrilmez. Kâfirler getirilmez. Onla­rın cemâ’ate karışmaları mekrûhdur.) Kadınlar erkeklerden uzak, sabîler analarından ayrı bulunur.
54 - Ramezân-ı şerîfin her gecesinde iki rek’at nemâz kılmağı terketme! Resûlullah buyurdu ki: (Her kim Ramezân-ı şerîfin her gecesinde iki rek’at nemâz kılarsa, her rek’atında sekiz ihlâs-ı şe­rîf okursa, Hak teâlâ hazretleri, o kulun her rek’atında sekizyüz melek halk eder. Bu melekler, o kul için ibâdet ederler ve sevâ­bı o kulun amel defterine yazılır. Derecesi yükselir, gelecek Ra­mezân-ı şerîfe kadar bu melekler Cennetde bu kul için çeşidli de­receler hâzırlarlar.) [Terâvîh nemâzının sevâbı, bundan dahâ çokdur. Kazâ nemâzlarını kılmak ise, hepsinden dahâ çok sevâb­dır.]
55 - Resûl-i ekrem efendimiz buyuruyorlar ki: (Her kim Ra­mezân-ı şerîf gecesi seher vaktinde kalkıp nemâz kılmakla meş­gûl olsa ve ibâdet etmeğe niyyet eylese, kirâmen kâtibîn melek­leri derler ki, Hak teâlâ hazretleri sana rahmet eylesin, ömrünü bereketli kılsın! Döşeği dahî der ki, Hak teâlâ hazretleri senin ayağını sırat üzerinde muhkem eylesin ve selâmet ihsân buyursun. Abdest alınca, su dahî der ki, Hak teâlâ hazretleri, senin kalbini temiz eylesin! Nihâyet bu kul nemâz kılmağa başlayınca, Hak te­âlâ hazretleri azamet-i şâniyle buyurur ki: “Ey benim kulum, ne istersen iste! Dileğini yerine getireceğim.”) [Geceleri ilmihâl öğ­renmeli, kazâ nemâzlarını kılıp, bitirmeli, sonra bu nemâzı kılma­lıdır.]
56 - Yağmur yağdığı zemânlarda nemâz kıl! Resûlullah “sallal­lahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Yâ Ebâ Hüreyre! Yağmur ya­ğarken nemâz kıl! Her ne kadar yağmur yağarsa, her bir damlası mikdârınca Hak teâlâ hazretleri sevâb ihsân buyurur.)
57 - Kudretin kâfi gelirse, müezzin veyâ imâm ol! [Böylece, fâ­sık kimsenin imâm olmasına mâni’ olursun.] Arkanda nemâz kı­lanlar sayısınca sevâb alırsın. Nemâzdan sonra, düâ edince yalnız kendine düâ etme! Ana babana ve bütün ehl-i îmâna düâ eyle! Yoksa, hâin olursun. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bu­yurdular ki: (Yâ Ebâ Hüreyre! Nâfile nemâz kılmağı terk etme ve nâfile nemâzlarını evinde kıl, gökdeki yıldızlar gibi nûrun artar.) Nemâz kılmağa durduğun zemân, elbisenle oynama, çünki şeytânı sevindirmiş olursun. Bu hâlinden de melekler mahzun olur. Ab­destin olmadığı hâlde üzerine gün doğmasın!
58 - İmâm olursan nemâzı uzatma! Çünki, cemâ’at içinde ihti­yâr olduğu gibi, hasta da vardır.
59 - Kuşluk [Duhâ] nemâzını terk etme! Resûl-i ekrem buyur­du ki: (Yâ Ebâ Hüreyre! Kuşluk nemâzını terk etme! Cennetin bir kapısı vardır ki, ona “Duhâ kapısı” derler. Bu kapıdan yalnız kuş­luk nemâzı kılanlar girer.) Her kim kuşluk nemâzını iki veyâ dört rek’at kılarsa, zâkirler zümresine yazılır. Altı veyâ sekiz rek’at kıl­sa, sıddîklar zümresine yazılır. [Bu vaktlerde kazâ nemâzı kılan, hem borcundan kurtulur, hem de bu sevâblara kavuşur.]
60 - Kendini harâmdan çok sakın! Resûlullah buyurdu ki: (Bir kimsenin üzerindeki elbisesinde harâmdan bir tel iplik olsa, o elbi­se ile kılınan nemâz ve yapılan düâlar kabûl olmaz.) Bir kimsenin vücûdü harâm ile büyürse, hâli acabâ ne olur? Bütün ibâdetlerin başı, halâl lokma kazanmak, çoluk çocuğuna halâl yidirmekdir. Halâlı, harâmı öğrenmek lâzımdır.
61 - Resûl-i ekrem buyurdu ki: (Ey benim ümmet-ü eshâbım! Sizler nemâz kılarken gözlerinizi yummayınız ve yürürken ellerini­zi kalçalarınıza tutup yürümeyiniz. Zîrâ bu hareket, yehûdîlerin yapdığı bir hareket ve pek alçak bir işdir.)
62 - Mü’min-i sâlih olanların cenâzelerine iştirâk eyle ki, senin cenâze nemâzına da iştirâk etsinler. Cenâze arkasından gitmeğe gayret eyle! Her bir adımına bin sevâb yazılır. Her kim bid’at sâ­hiblerinin, mezhebsizlerin cenâzelerinin arkasından gitmezse, Hak teâlâ, o kimseye kıyâmet günü merhamet edecekdir.
Tenbîh: Cenâzeyi omuzda taşımak sünnetdir. Kâfirlerin âdeti üzere taşımak veyâ cenâzeyi görünce, taşımayıp ayakda durmak harâmdır ve mevtâya eziyyet verir. Mâtem işâretleri ve çelenk ta­şımak ve bunları kabr üstüne koymak, müslimânlıkda yokdur.
63 - Yukarıki satırlarda, nâfile, sünnet ve mendûb ibâdetleri de topladım ki, bununla da amel ederek çok sevâb kazanasın.
Tenbîh: Farzları terk edenler, ya’nî tenbellikle kılmamış olan­lar, sünnetleri, nâfileleri kılarken, kazâ nemâzlarına da niyyet et­melidir. Farz borcu olanların, sünnet ve nâfileleri kabûl olmaz. Ya’nî bunlara sevâb verilmez. Fekat, kazâ kılarken, o vaktin sün­netini kılmağa da niyyet edince, o sünnetin sevâbı da verilmekde­dir. İbni Nüceym “rahime-hullahü teâlâ” (926-970 Mısrda) buyu­ruyor ki, (Sünnet ve nâfile nemâzlar, kazâ borcu olanı Cehennem­den kurtarmaz.) Kazâlarının mikdârını hesâb edip, sünnetler yeri­ne de kazâ nemâzları kılarak, Cehennemden kurtulmağa çalışma­lıdır. Sabâhdan başka nemâzların ilk sünnetlerini kılarken, bu ne­mâzların ilk kazâya kalmış farzları ve öğlenin son sünneti yerine, sabâhın farzını ve akşamın sünneti yerine, üç rek’at farzını ve yat­sının son sünneti yerine, üç rek’at salât-i vitri kazâ etmeğe niyyet etmek lâzımdır ve çok mühimdir. Terâvîh nemâzını evde yalnız kı­larak bir günlük kazâları kılmağa niyyet etmelidir. Fitne çıkarma­mak için, terâvîhi cemâ’at ile kılmak îcâb ederse, yine kazâ nemâ­zı kılmalıdır. İmâm efendi iki rek’atde selâm veriyorsa, sabâh ne­mâzı farzlarını, dört rek’atde selâm veriyorsa, diğer farzları kazâ etmeğe niyyet etmelidir. 

Kitap-Menü