Yemek yime faslı

YEMEK YİME FASLI
169 - Yemek yiyeceğin zemân, ellerini yıkamak sünnetdir. Pey­gamberimiz “aleyhisselâm”, yemek yirken sağ ayağını diker, sol di­zi üzerine otururdu. Masa etrafında sandalyede oturmak da câiz­dir. Yemekden evvel Besmele-i şerîf söylemek sünnetdir. Resûlul­laha “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” yimek âdâbı sorulunca: (Biz kuluz, kul gibi yimeliyiz!) buyurdu.
Yemekde dört dâne farz vardır:
1- Yemeği, rızkı Allahdan bilmek.
2- Yidiğin yemek halâl ve tayyib olmak.
3- Yemek hazm oluncaya kadar Allahın emrinden çıkmamak. Yabancı kadınlarla birlikde yimemek.
4- Yemek hazm oluncaya kadar ondan hâsıl olan kuvvetle Al­lahın nehyini işlememek.
Yemekde iki dâne harâm vardır:
1- Karnı doydukdan sonra, yine tıka basa yimek.
2- Sofrada çalgı, yabancı kadın, içki, kumar ve sâir harâm şey­
ler bulundurmak.
Yemekde üç dâne sünnet vardır:
1- Yidiğin kapda yemek artığı bırakmayıp tam olarak yimek ve yemek yidiğin kabı tam olarak silmek.
Peygamberimiz “aleyhisselâm” yemek yidiği kabı mubârek parmağı ile sıyırıp parmağını yaladığı vâki’dir. Sen ise, kibr ile ye­meğin yarısını kablara bulaşdırıp terk etme! Sonra yemeklere has­ret çekersin.
2- Yemek sofrasında, önündeki ufaltıları yimek, yemeğin şifâ­sındandır. Önünde küçük lokma varken büyüğüne başlama ve ufaltıları yimekden çekinme!
3- Bedenin râhatını seversen az yemek yi! Yemeğin âdâbı ve sünnetleri çokdur. Fekat başlarken Besmele ile başlamağı, sonun­da da Elhamdülillah demeği unutma! Evvel ve sonunda tuzla baş­la ve bitir! 
LÜZÛMLU BİLGİLER
(Fetâvâ-yı Hindiyye) beşinci cildde diyor ki, her dürlü tegan­nî, ya’nî çalgı ile, kadın ve oğlan sesi ile şarkı söylemek ve dinle­mek harâmdır. Ansızın işitir ve oradan kaçarsa günâh olmaz. Günâh olmıyan şeyleri böyle olmıyan seslerle dinlemek câiz olur. İlm, ahlâk bulunan şi’r yazmak, söylemek câizdir. Diri ve belli bir kadını anlatan söz, yazı mekrûhdur. Kur’ân-ı kerîm oku­mağa, nemâz kılmağa vakt bırakmıyan her mubâh iş mekrûhdur. Tekkelerde ilâhîler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek ha­râmdır. Bu tekkelere gitmek, oturmak da harâmdır. Şimdi, din­den haberi olmayan fâsıklar, böyle tarîkatcılık yapıyorlar. Dü­ğünlerde ve küçük çocuğu eğlendirmek için kadının def çalması câizdir. Halâl şarkılarla, çalgı ile birlikde çalması câiz değildir. Erkeklerin bayramlarda def, davul çalmaları da böyledir. Günâh şey söylemeden ve başkalarını güldürmek için olmıyan mizâh, la­tîfe söylemek câizdir. Kuvvetlenmek için güreşmek câizdir. Oyun ve eğlence için mekrûhdur. Tavla, onaltı taş, iskambil, briç ve bilardo, bezik, futbol, voleybol gibi oyunlar, kumarsız da olsa­lar, mâlâ-ya’nî oldukları için harâmdır. İlm öğrenmeğe, nemâz kılmağa mâni’ olan herşey harâmdır. Satranç, kumar ile olursa harâm, kumarsız mekrûhdur. Yalan söylemek harâmdır. Yalnız, harbde düşmana ve iki müslimânı barışdırmak için ve zâlimden mazlûmu kurtarmak için câiz olur. Günâh işlemeği düşünmek, işlemeğe niyyet etmek, karâr vermek günâh olmaz, yapmak gü­nâh olur. Günâh işleyene tatlı sözle Emr-i ma’rûf, ya’nî nasîhat edilir. Dinlemezse, fitne çıkacak ise edilmez, susulur. Sözü dinlenecek ise, sert söylenir. Söğmek, kötü söylemekle Emr-i ma’rûf yapmamalı­dır. Karşılık verecek kimseye, Emr-i ma’rûf ve nehy-i münker ya­pılmaz. Karşılığa sabr edebilirse yapması efdal olur. Âmirler el ile, âlimler dil ile, câhiller kalb ile Emr-i ma’rûf yapar. İnsan evvelâ kendine Emr-i ma’rûf yapmalıdır. Câhil, âlime Emr-i ma’rûf yap­mamalıdır. Bir günâhı yapmak âdeti olan, o günâhı işliyeni görün­ce, Emr-i ma’rûf yapar. Günâh işliyene Emr-i ma’rûf yapamıyan kimse, onun babasına söyler veyâ yazar. Babası Emr-i ma’rûf yapmaz veyâ yapamıyacak ise, babasına bildirmez. Zevcine, hü­kûmete bildirmek de böyledir. Tevbe edenin günâh işlediği baş­kasına bildirilmez. Hırsızı gören, zararından korkmazsa haber ve­rir.
Günâh işliyen zevce, nasîhat vermekle tevbe etmezse, bunu bo­şamak vâcib olmaz. Çalgı âletlerini evinde muhâfaza etmek, kendi kullanmazsa da, mekrûh olur. Âlimin câhil üzerine hakkı, hocanın talebesi üzerine olan hakkı gibidir. Zevcin zevcesine hakkı, bunlar­dan dahâ çokdur. Mubâh olan emrlerine itâ’at etmesi ve malını ko­ruması da lâzımdır. Başka yol yok ise, başkasının tarlasından geç­mek câiz olur. İzn vermezse geçemez.
İbâdet ve kazanç ilmlerini öğrenmek farzdır. Dahâ fazlasını öğrenmek efdaldir. Fıkh öğrenmeyip, hadîs, tefsîr öğrenmek iflâs alâmetidir. Kıble ve nemâz vaktleri için ve cihâd için astronomi öğrenmek câizdir. Falcılık bilgileri öğrenmek harâmdır. Mücâde­le, münâkaşa için kelâm ilmi öğrenmek mekrûhdur. Câhillerin, bid’at fırkaları üzerinde, mezhebler üzerinde konuşmaları câiz de­ğildir. Eski yunan felsefecilerinin ve bid’at ehlinin, mezhebsizlerin din kitâblarını okumak, evinde bulundurmak câiz değildir. Böyle kitâblar, insanın i’tikâdını, îmânını bozar. Din bilgilerini, îmân bil­gilerini (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitâblarından öğrenmeden ev­vel, fen bilgilerini, felsefe bilgilerini öğrenmek câiz değildir. Her müslimân, çocuklarına, önce, islâm harflerini, Kur’ân-ı kerîm oku­masını, nemâz kılmasını, din ve islâm ahlâkını öğretmeli, ondan sonra oğlunu mektebe gönderip, fen ve san’at ve sâir lüzûmlu, fâ­ideli şeyleri öğretmelidir. Her nev’ oyun, meselâ top oynaması, (Mâ-lâ-ya’nî) olur, ilm öğrenilmesine mâni’ olur. İbni Âbidîn, be­şinci cildde diyor ki: (Arabî, lisan-ı Cennetdir. Diğer lisanlardan efdaldir). Arabca öğrenmek ve öğretmek, ibâdetdir. İlmi, Allah rı­zâsı için, islâm dînine ve müslimânlara hizmet için öğrenmelidir. Mal, mevkı’ kazanmak için, kibr ve şöhret için öğrenmemelidir. Hoca hakkı, ana- baba hakkından öncedir. İlmi, Ehl-i sünnet âlim­lerinden veyâ onların yazdıkları kitâblardan öğrenmeli ve sâlih in­sanlara öğretmelidir. İlmi iyi insanlardan esirgememelidir. [Sâlih insan, iyi insan demekdir. Ehl-i sünnet i’tikâdında olan ve harâm işlemekden sakınan müslimâna (sâlih) [iyi insan] denir. Ehl-i sün­net i’tikâdında olmıyan müslimânlara bid’at sâhibi veyâ mezheb­siz denir.] Ehl-i sünnet i’tikâdını ve harâmları öğrenmek, binler­ce İhlâs sûresi okumakdan dahâ sevâbdır. Fıkh öğrenmek, hâfız olmakdan efdaldir. Hâfız olmak da, nâfile ibâdetden efdaldir. Va’z verirken, Allahü teâlâ demelidir. Yalnız, Allah demek hur­metsizlikdir. Fısk meclisinde tesbîh, tahmîd ve Kur’ân-ı kerîm, ha-dîs-i şerîf ve fıkh okumak günâhdır. Fıska mâni’ olmak için tesbîh okumak câiz olur. [Görülüyor ki, kaval ile, zurna ile, çalgı ile birlik­de veyâ bunların fâsılasında, tekbîr, salevât okumak günâhdır.] Düâ ederken avuçları açmak, iki el arası açık olmak, kolları göğüs hizâsına kaldırmak, düâdan sonra elleri yüze sürmek müstehabdır. Köy halkı, imâm için tohum ekseler, mahsûl imâma teslim edilme­miş ise, mahsûl tohum sâhiblerinin olur. [Yardım için toplanan pa­ra, mal da böyledir.]
Ayakda bevl yapmak câizdir veyâ mekrûhdur. Özr varsa, mek­rûh olmaz. Fekat, üstüne sıçratmamak ve bevl çıkan yeri yıkamak veyâ kurulamak lâzımdır. [İdrâr kaçıran, idrâr çıkan yere bez sar­malı, bunu naylon torbacığa koyup ağzını bağlamalı, idrâr bezi ıs­latınca, torbadan çıkarıp, yıkayıp, kurutup tekrâr kullanmalıdır. Böylece, iki, üç bez senelerce kullanılabilir.] Dünyâ sıkıntılarından kurtulmak için, ölümü istemek mekrûhdur. Zemânın fitnesinden kurtulmak, günâha düşmemek için istemek câiz olur. Zelzele olun­ca, evden dışarı kaçmak câizdir. İnsanlara müdârâ etmek müste­habdır. Ya’nî, herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü olmalıdır. Fekat müdâhane etmemelidir. Ya’nî hâtır için, günâh işlememelidir. Mâl sâhibinin, kirâdaki malına girerek incelemeğe hakkı vardır. Ze­mânda ve yıldızlarda uğursuzluk yokdur. Çocukları sâlih olan kim­senin, malını, bunlardan birine vermesi günâh olur. Fâsık olanları varsa, bunlara vermemesi câiz olur. Bülbülü kafesde habs câiz de­ğildir. [Kanarya gibi, kafese alışık olanları kafesde beslemek câiz­dir.] Dâr-ül-İslâmda Hâkimin, sihrbazı, büyücüyü öldürtmesi lâ­zımdır. Zındık için de böyledir. Zındık, Allahü teâlâyı ve âhıreti in­kâr eden ve başkalarını da, inkâr etmeleri için, aldatan kimsedir. [Fen yobazları, masonlar ve komünistler böyledir.] (Hindiyye)den terceme temâm oldu.

Kitap-Menü